Hızlı Arama Yapın
Arşiv

Naim Süleymanoğlu’nun kayıp madalyası Twitter’da bulundu!

personadmin ankara access_time7 gün önce

Merhum milli halterci Naim Süleymanoğlu’nun madalyalarının kaybolması ile ilgili kızları suç duyusunda bulunarak madalyaların bulunmasını istemişti.  ...

Arşiv

Dominic Thiem, Roger Federer’e

personadminizmir access_time7 gün önce

Londra’da düzenlenen ATP Finalleri Bjorn Borg Grubu’nda Avusturyalı Thiem, İsviçreli Federer’i 2-0 mağlup etti. Profesyonel Tenisç ...

Gündem

Tutya Yılmaz sporu bıraktı

personadministanbul access_time1 ay önce

Türk spor tarihine adını yazdırmış isimlerden biri olan cimnastikçi Tutya Yılmaz, 20 yaşında kariyerini sona erdirdiğini açıkladı. Türkkiye cimnastiği ...

Sporu ciddiye almak…

Tüm dünyada spor, sürdürülebilir, milli ve moral değerlere hizmet eden bir yapıda icra edilmektedir.

Ayrıca spor; barış, iletişim, yardımlaşma, anlayış, kötü alışkanlıklardan uzak tutma yaklaşımlarıyla da tüm ulusların hatta BM’nin stratejik plan ve programlarında özel bir yere sahiptir.

Ülkemizde de 1937 yılında hükümet programlarına giren spor, 1968 yılında da devletin kalkınma planlarında yer almıştır.

1937 ya da 1968 yılından bugüne, mevzuatta yer alan (yazılı) spor ve kişilere bağlı uygulanan spor diye 2’ye ayrılan Türk sporu 1982 Anayasasında da yer almıştır.

Devletin mevzuatlarında yer alan (yazılı) sporda çok sıkıntı yok, Türk sporunun en büyük sorunu uygulamalı sporda yönetici sorunudur.

Dünyada bir çok ülkede evrimleşerek ya da benzeşerek gelişen spor, tüm olumlu mevzuatlara rağmen, ülkemizde değişimini ve gelişimini tamamlayamamış ise bunun tek müsebbibi spor yöneticileridir.

Avrupa da, yada dünyanın başka bir yerinde spor federasyonlarını inceleyin göreceksiniz ki; 4 yıllık,8 yıllık yada 10 yıllık performans gelişim stratejisi yada planları vardır. Bu planlamalar da sadece kağıt üzerinde yer almaz. Her sporcu, teknik personel ve şampiyona sonuçları ayrı ayrı analiz edilir, neticenin stratejik amaç ve hedeflere uygunluğu sorgulanarak gerekli önlemler alınır.

Ülkemizdeki gibi, spor yönetiminde başarı ve başarısızlık aynı terazide, aynı ağırlık birimiyle tartılarak, aynı gramaja tabii tutulmaz.

1938 yıldan günümüze ülkemizde; 29 Bakan, 31 Genel Müdür Türk sporunu yönetti. Bunların bir kısmı hakikaten Türk sporuna hizmet etti ya da etmeye gayret etti. Bir kısmı ise, sadece yerimi nasıl korurum’un gayreti ile sporu es geçti!

Devletimizin seferber ettiği bir çok imkânlara rağmen biz hala, “Türk Spor Sistemi” ni ortaya koyup üretemiyorsak burada başka sorunlar var demektir.

Tüm dünyanın gıpta ile baktığı genç nüfusumuz bir çok ülkeyi tedirgin ederken, biz hala bir şey yapamıyorsak ve Spor yapabilecek yaştaki 30 milyon gencimize spor yaptıramıyorsak şapkamızı önümüze koyup bin kez düşünmemiz gerekmez mi? 

İşin en acı tarafı ise, 82 milyona nüfusa sahip ülkemizde spor yapanların oranı % 4 civarındadır.

Almanya, Fransa, Danimarka, Finlandiya, İngiltere gibi bir çok ülkede bu oran % 30-60 civarındadır. Bu ülkelerin olimpiyatta kazandıkları madalyaya bakın, birde ülkemiz sporcularının olimpiyatlarda kazandıkları madalyaya bakın arada uçurumlar olduğunu göreceksiniz.

Son söz olarak, bizim ülkemizde başta spor yöneticileri olmak üzere sporu ciddiye almıyoruz. Kimse kusura bakmasın ve şunu unutmasın ki; Sporu yönetmek herhangi bir kurumu yönetmekten çok daha zordur. Çünkü sporun ulusal ve evrensel temsil kabiliyeti tüm sorunları yada çözümsüzlükleri yok edebilecek kapasitededir.

Bu yazıya yorum yapan ilk siz olun